• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/
Üyelik Girişi
Site Haritası
Kategoriler
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.74305.7660
Euro6.33076.3561
TARİHTE BUGÜN

Tarihte Bugün v.5.0

    • El-Kassas 88: "Allah ile beraber başka bir Tanrı bulup o'na tapma,o'ndan bakşa hiç bir tapacak yoktur. O'nun Zâtından başka her şey helâk,yani yok olucudur,fanidir,geçicidir. Hüküm o'nundur ve siz ancak o'na döndürüleceksiniz."
    • Tevbe 28: Ey iman edenler! Müşrikler,ancak bir pisliktirler;atık bu yıllardan (hicetin dokuzuncu yılından) sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar.Eğer fakirlikten korkarsanız.Allah sizi fazlından zenginleştirecektir inşallah. Gerçekten Allah Alimdir,Hâkim'dir. 
    • El-Vakıa 77: O,elbette şerfli bir Kur'an'dır. 78: Öyle ki,( Allah katında ) Levh-i Mahfuz'da saklıdır. 79: O'na ( Dış ve İç Pisliklerden ) temizlenenlarden başkası dokunamaz. 80: Alemlerin Rabb'inden indirilmedir o...
    • Bakara 115: "Mesrik de Allâh'indir, magrib de. Hangi tarafa dönerseniz, Allah'in yüzü oradadir. Çünkü Allâh Vasi'dir, Alîm'dir"
    • 8 Enfal 17: Resulüm (savaşta) onları siz öldürmediniz,fakat Allah onları öldürdü.Attığın zamanda sen atmadın,fakat Allah attı...
    • 92- Âli İmran 92: Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça,iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanıZ Allah onu bilir.
    • ARAF SURESİ AYET 146: Yeryüzünde haksız yere ululuk satanlara ayetlerimizi idrak ettirmeyeceğiz, zaten onlar, hangi delili görseler inanmazlar, doğru yolu görseler o yola gitmezler, fakat azgınlık yolunu gördüler mi hemen o yola gitmeye koyulurlar; bu da ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet etmelerinden ileri gelir
    • 18 Kehf 65: "fevecedâ abden min ibâdinâ âteynâhü rahmeten min indinâ ve allemnâhü min ledünnâ ilmâ" ( Orada ) kullarımızdan bir kul buldular ki,biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
    • 7 / A'RÂF - 179 Andolsun ki; Biz cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır; anlamazlar, gözleri vardır; görmezler, kulakları vardır; duymazlar. Onlar; hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar; gafillerin kendilerdir.
    • 10 / YÛNUS - 100: Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • 4 - Nisa: 79 - (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • Kehf Sûresi: 25: Onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.
    • 87, Â'lâ sûresi:14-15: Elbette kurtulmuştur temizlenen, Rabb'inin adını anıp, O'na kulluk eden.

7 / A'RÂF - 179

7 / A'RÂF - 179 
 
7/A'RÂF - 179: Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîren minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn (gâfilûne). 

"Andolsun ki; Biz cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kâlbleri vardır; anlamazlar, gözleri vardır; görmezler, kulakları vardır; duymazlar. Onlar; hayvanlar gibidirler, hattâ daha da sapıktırlar. İşte onlar; gâfillerin kendilerdir". 

Değerli kardeşlerim, bugün ki sohbetimiz, A'râf sûresinin 179. Âyeti üzerinde olacak inşâallah. Bu güzel ve mânidâr olan âyeti, iki yönü ile ele alacacağız. Biri zahir yönü, ikincisi mânâ yönü ile işleyeceğiz. Ama evvelâ âyette muhatap tutulan cin ve insanlardan bahsedelim biraz. Allâh'ü Teâlâ, cinlerden ve insanlardan oluşan cehennem ehlinden söz ediyor. İnsan'ın aklına ilk olarak hemen şu soru geliyor! Hadi insanlar görünüyor, sesleri duyuluyor ama ya cinler! Acaba cin denilen tayfa, insan gibi ama insandan ayrı bir varlık olarak mı yaratıldı acaba? Yoksa, cin denilen varlık, insanın düşünce boyutunda mı gizli ve zaman zaman açığa çıkıyor? Tabiî ki, hakîkâtte cin denilen varlıklar insanın dışında yaratılmış ikinci bir varlık değil, insanın ta kendisidir. Nasıl olur bu? İnsanoğlunun sâdece cin yönü yoktur, bunun yanında melek, şeytan, cennet ve cehennem yönü de insanoğlunun kendi düşünce boyutunda mevcuttur. Dedik ya, cin, şeytan, melek gibi varlıklar ayrıca yaratılmış ikinci üçüncü varlıklar değildir. Bunlar insanın kendisine âit olan varlıklardır. Düşünün ki, bir insan hep iyilik peşinde, iyi ameller işliyor, kimseyi kırmıyor, kendisini kısalar da incinmiyor, nefsini mutmain etmiş, her fiîlin fâ'il'inin Allâh olduğunu anlayıp, Allâh'tan gelen hayır ve şerre razı olmuş. İşte bu insan melek mesâbesindedir düşünce boyutunda. Bir insan düşünün! Başta âilesi olmak üzere çevresine, arkadaşlarına, eşine dostuna, akrabâlarına ve dahası memletetine karşı her an şer işler işliyor ve yaptıklarından da büyük keyif alıyor. İşte bu tip kişi/kişilerin durumu da düşünce boyutunda cin ve şeytan mesâbesinde olmuş oluyor. 

Cennet ve cehennem de düşünce boyutunda olduğu için, şer işler yapan cin ve şeytan fikirli insanlarda oluşan bu hayvânîlik, sapıklık, bu insan türünün cin ve şeytan durumuna düşmesinden dolayı, düşünce boyutunda olan Allah'ı tanımamazlığından ötürü, cehalet denen cehennem çukurunda yanıp kavrulur ama bunun bilincinde olmadığından yaptığı şer işler ona güzel gösterilir. Kim tarafından güzel gösterilir! Nefsi tarafından. Şer işler yapan bu insan türü aslında, insan olmadığı hâlde, insan sûretinde hayvandır ve bu yüzden kulakları duymaz, gözleri görmez, kâlbi mühürlenmiştir. Sen ona ne yaparsan yap, nasıl yaklaşırsan yaklaş, onun o hayvânî durumunu değiştiremezsin, ancak Allâh isterse olur. Şimdi değerli kardeşlerim, bakınız bu cin ve şeytan fikirli insan görünümündeki hayvanat, işlediği şer işlere rağmen, namaz kılar, oruç tutar, hacc eder vesâir ibâdâtını da yapar ve aklı sıra insan olduğunu zanneder de cin, şeytan ve melekleri kendi dışında başka bir dünyada olduğunu zanneder durur. 

Sevgili dervişler, şimdi bu fakîre, yahu efendi tamam güzel de cin ve şeytanlar namaz ve diğer ibâdâtlar yaparlar mı diyeceksiniz? Hem de âlâsını yaprlar ve yapıyorlar da. Kardeşlerim, bir düşünün bakalım hangi ibâdet eden insan ve cin tâifesi ibâdâtında Allâh'ı görmüşler, Allâh ile konuşmuşlar? Kime sorsak tövbe haşaaaa... Allâh görünmez diyecekler. Peki kim sâhibini bilmez, sâhibiyle görüşüp konuşmaz, kim yapar bunu? Bakın kardeşlerim sizlere, babamın anlattığı bir hikâyeyi ama yaşanmış bir hikâyeyi anlatayım! Babamın Bulgaristan'dan gelen bir arkadaşı anlatmış babama da. Demiş ki adam, Bulgaristan'da köyümdeyken küçük yavru bir köpek aldım ve onu bir iki sene kadar baktıktan sonra Türkiye'ye geldim ve Yedi yıl hiç köye gitmedim. Yedi yıl sonra Bulgaristan'daki köyüme gittiğimde evimin bahçesinde kocaman bir köpek gördüm, bu benim aldığım yavru olacak herhâlde diye düşünmüş. Köpek bunu görünce ilk baştan tanımamış ve saldırgan bir hâlde havlamaya başlamış. Adamcağız, köpeğinin o olduğunu anlayınca Bobi gel oğlum deyince hayvan birden durmuş ve sâhibinin sesini alır almaz koşmuş adamı yere yıkıp başlamış göz yaşları içinde sâhibini yalamaya. Adam başından geçen bu olayı anlatırken ağlayarak anlatmış babama. 

Yaaa... İşte böyle değerli dervişler, hayvan bile hayvanlığı ile yedi sene görmediği sâhibini sesinden tanıyıp, gözyaşları içinde ağlayarak sâhibine koşup onu yalamaya başlamış da Bizler kendimize insan dediğimiz hâlde bizlere hayat can veren, yaşamamız için bizlere bir dünyâ kuran, asıl sâhibimiz olan Yaradan Allâh'ımızı tanımıyorsak, sesini duymuyorsak, söyleyin kardeşlerim bizler ne kadar insanız, ya da İnsan mıyız Allah aşkına? Hem insanım, ibâdet ediyorum, iyi kötü işleri yapıyorum ve sonra bana sayısız nîmetler veren Rabbim Allâh'ı tanımıyor, görmüyor, sesini duymuyorum! O zaman ben, âyette dediği gibi hayvandan da daha aşağıdayım. İşte ahkâm-ı şeriye ile yaşayan insan görünümündeki cinlerin hâlleri bunlardır. Âyet'te dediği gibi, görmezler, duymazlar, kâlpleri mühürlüdür, sonra ben insanım! Yok böyle bir şe. Çünkü cin oğlu cinsin. Gelelim bunun hakîkâtte ki değerlendirmesine, yâni tevhitte ki değerlendirmesine ve acaba biz tevhîd ehli diye geçinenler de cin miyiz diye bir görelim bakalım, hâllerimizi. Ne haldeyiz! Biz insanlar nasıl olur da cehennemde yanarız, cehennem deyince ne anlamalıyız? Âvam-ı nas-ı bilemem ama biz dervişler de cehennemde yanacağız ve sonra cennete gireceğiz diğer insanlar ve cinler gibi. Ama bizim cennetimiz ve cehennemimiz, şeriat ehlinin ki gibi değildir. Bizim cennet ve cehennem anlayışımız, başka bir zamanda ve insanın dışında bir mahâl değildir. Bizlerin cennetleri. Ef'âl, sıfat, zât cennetleridir. Cehennemimiz ise fenâi ef'âl, fenâi sıfat ve fenâi zâtımızdır! İşte biz dervişler, bize âit olmadığı hâlde kendimize nispet ettiğimiz üç fenâmızı sâhibine iâde etmediğimiz müddetçe cehennemdeyiz, hem de ebedî cehennemdeyiz! Her kim ki, üç fenâsını ifnâ etti. Hakk'ı Hakk ile tevhîd etti, işte cennet kapıları aralandı o dervişe. Bir derviş, ef'âlini, sıfatını zâtını ifnâ edince ispata ulaşır. Yâni mâkâm-ı cem'e varır ve orada cehennemi yaşar. Neden böyle? Çünkü o mâkâm Hakk mâkâmı olup Hakk'dan başkası yoktur ve sıkar dervişi, çünkü orada halk gizlidir, derviş bu mâkâmda muhatap bulamayınca, her baktığı yer Hakk olunca sıkılır ve hayâtı cehenneme dönüşür, kendisine yapılan cümle kötü fiîllerin Hakk'tan olduğunu kabûl ve müşâhade ettiği için, başına gelen her tür şer işleri kabûl eder ve çok zararlar görür, zarar da verir. Haşa ya, kendini Hakk görüp zarar verir kendine, Ya da halkı Hakk görüp, gene zarar verir kendine. İşte bu mâkâm yakar, kül eder dervişi ama sonra bir üst mâkâm olan hazretü-l cem mâkâmına geçince, muhatap bulur kendine ve cennete girmiş olur. Ne demek bu? Yâni her fiîlin fâ'ilinin Hakk olduğunu, bu sefer de enfüsünde ve âfâkında şuhûda başlar, eğer iyi kötü her fiîlin fâ'ilinin mutlak Allâh olduğunu kabûl ettiyse, işte cennet ehli oldu. Cehennem'de yandı ve cennete girdi. Eğer ki, iyi kötü her fiîlin fâ'ilinin, Allâh'ü Teâlâ'nın olduğunu kabûl edemediyse, cin hâline büründü ve ebedî cehenneminde yanmak üzere bıraklıdı. 

Sevgili İhvanlar, değerli dostlarım. Hasan Fehmi Efendi Baba Hazretleri, bir ilâhîsinde söyle sesleniyor, hayvanlığı terk edemediğimiz hâl de insanlık arzûlayan biz insan müsveddelerine! 
 
MEVLÂ'YI ARZÛLARSIN 

Hayvanlığı terk etmeden, 
İnsanlık arzûlarsın. 
Rüşd-i Hakk'a ermeden, 
Mevlâ'yı arzûlarsın. 

Taklîdi terk etmeden, 
Hem tahkîka ermeden, 
Sırr-ı kur'ân bilmeden, 
İrfânlık arzûlarsın. 

Sermâyesiz bezirgân, 
Kârı olmaz bir zaman, 
Ne sergin var ne dükkân, 
Zenginlik arzûlarsın. 

Kuyuya atılmadan, 
Kervâna katılmadan, 
Kul olup satılmadan, 
Sultânlık arzûlarsın. 

"TALİBÎ" evrâd ile 
Bir keçe külâh ile 
Hemen bir hırka ile 
Hilâfet arzûlarsın. 

Hasan Fehmi Efendi Baba Hazretleri, bizlere bu ilâhîsiyle aslında 7/A'RÂF - 179. Âyet'in açıklamasını gâyet net bir şekilde açıklamış. Hem hayvanlığımızı terk edemiyor ve hem de insanlık arzûsuyla cennet bekliyoruz. Yahu mübârekler boşuna mı diyorum her anda düşünelim, düşünelim ama cenneti cehennemi, günâhı sevabı değil. Yaradan Rabb'imiz Allâh'ı düşünelim, onu bir an evvel bulup konuşalım, sesini duyalım. Hiç bir şey yapamıyorsak, bâri bizi yoktan vâr eden ve biz kullarına sonsuz, sınırsız rızıklar veren sâhibimizi bulup ona teşekkür etmek için arayalım ve onunla konuşalım, teşekkürümüzü yapalım. Zor değil mi bu? Allâh'ı nerede bulup konuşalım da ona teşekkürümüzü edelim. Allâh cisim değil, beden değil ama bedenin dışında da değil sevgili sultanlar. Ne diyor Allâh bizlere başka bir ayette! 20 Tâ'hâ Sûresi 46: "...Ben sizinle berâberim; görür ve işitirim..." Bu âyete göre de Allah; demek ki bizimle berâbermiş, beden değil, kalıp değil ama beden ve kalıbın dışında değlmiş. Bakın âyet ortada! "....Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim...." Allâh'ü Teâlâ, görür ve işitirim derken sakın ola ki göz ve kulağı Allâh yapmayalım. Çünkü Allah; gözüm, kulağım demiyor! Ya, ne diyor! Görür ve işitirim, bu ne demektir? Bu şu demektir! Allâh gözümüzden görendir ama göz değildir, kulağımızdan duyandır ama kulak değildir, bizimle berâberdir beden değildir! Ama bu bedenlerde yaşayan tek varlık Allâh'tır Allah! 

Bizler cin fikirlyiz ya, sözde, olmayan bir zamanda ve mekânda bulunan başka bir yer bekliyoruz cennet ve cehennem diye. Yok böyle bir düşünce kardeşlerim. Hakîkât'te yok böyle bir kavram. Sâdece ve sâdece cin ve insanların zanlarından yarattıkları varlıklardan başka bir şey değildir bu yerler. Ne demiştik sözümüzün başında! Cehâlet cehennemdir, irfâniyet ise cennettir. İşte avam ile havasın cennetleri bu yüzden ayrıdır. Havas olan ârifan girmez avam cennetine, çünkü onlar cenneti irfân eylediler kendilerine ve insan mertebesine erdiler. Belki de bu sohbetimi bazılarınız kabûl edemeyecek ve bana ağır ithamlar da bulunacak, bâzılarınız belki de beni dinsizlikle, imansızlıkla suçlayacak ve bana ağıza alınmayacak küfürler edeceksiniz. Hakkımda kim ne düşünürse düşünsün, kim ne derse desin, hakîkâti konuşmak bu fakîrin boynunun borcudur. 

Bakın sevgili derviş kardeşlerim, Buhârî'nin naklettiği bir hadîs-i şerîf'te şöyle buyuruyor Hazreti resulullah (s.a.v.) “Allâh var idi ve Allâh’tan başka bir şey mevcûd değildi.” (Buhârî. Tecrid-i sarîh: 1317) Sonra varlığını ve kemâlini duyurmayı, hikmetiyle kâinâtı ve insanları yaratmayı irâde buyurdu ve dilediği şekil ve nizam üzere yarattı. Bakın, hadisi iyi okuyun sevgili canlar. Ne diyor hadis'te cenab-ı resulullah (s.a.v.) demek ki, Allah; kemâli ile kendi varlığını yarattığı kullarına sesini duyurmak için halk etti tüm kâinâtı, ama bizler de bırakın Allah'ın kendisini görüp konuşmayı, varlığını ve kemâlini bile duyamıyoruz. Neden? Çünkü aklımız yok da ondan, kâlplerimiz mühürlü de ondan, Allâh'ı ayrı, kendimizi gayrı görüyoruz da ondan sâhibimizi tanımıyor ve sesini duyamıyoruz. Şimdi söyleyin bana kabahat kimin, Allâh'ın mı yoksa biz kâlpleri mühürlü kör ve sğır kulların mı? Uymuşuz nefislerimize, düşmüşüz cennet arzûsuna, cehennem korkusuna! Bunları düşünen ne kul olabilir ne de insan. Âyeti kerîmede buyurduğu gibi, cehennem ehli yaratıklarız, hayvandan da daha aşağıdayız çünkü sahibimiz olan Yaradan Allâh'ımızı bilmiyor, tanımıyoruz. Anlattığım yaşanmış hikâyede ki köpek bile yedi sene görmediği sâhibini sesinden tanıyorsa, bizler gerçek sâhibimizin sesini duyamıyor, tanıyamıyorsak vah hâlimize. O köpek bile biz insan geçinen mahlâkâttan bile daha insandır diyebilirim o vakit. Bakınız değerli canlar, Zeynep Arıcan hanımefendi Annemiz bir ilâhîsinde ne diyor cinlere ve insanım diyenlere! 

GAFL'OLMA 

Bendesin ey sevgili, bendesin ey güzel yâr, 
Ten'de can oldun bana, canda senin aşkın var. 

Nûr-u ilâhî ile nurlanan âşıkların, 
Nârı ilâhî ile gönlü tutuşur, yanar. 

Hakîkât güneşiyle, kâlbi aydınlanmayan, 
Zûlmet içinde şaşkın, çırpınır haşre kadar. 

Günâh, sevabı olmaz Hak yolcusu olanın, 
Hakîkâti bilene birdir hem yâr, hem ağyâr. 

Sitem oku fırlatmaz, ok değse yaralanmaz, 
Kahrı, lûtfu bir bilir, Hakk'a ârif olanlar. 

Can cânândan ayrılmaz, cânân candadır elbet, 
Bu hikmetin sırrını irfan sâhibi anlar. 

Bülbül-i şeydâ gibi, gül için âh edenin, 
Gönlü taşra arayıp, bağrı firkatla kanar. 

Nefs-i zebûnu olup, şirk-i hâfî de kalmaz, 
Bire iki diyemez, gafletten kurtulanlar. 

Hakk'tan bir nefes dahî, gafil olma ey "Zeyneb", 
Sen seni terkeyle ki, senden görüne dîdâr. 

Hakk'dan bir nefes dahî gâfil olma, sen seni terk eyle de senden görünsün Allâh! Ben beni terk edememişim, sen seni terk edememişsin, Allâh'ını başka bir zamanda ve mekânda düşünürsün. Allâh'a vuslat olmayı değil, Allâh'ın bulunmadığı cennetin peşindesin, sonra insanlık arzûlarsın. Evet, dedik ya, insan olmak zor zenaâttır. İnsan olabilmek için üç fenânı ifnâ edeceksin, Hakk'ı Hakk ile tevhîd edeceksin, sonra insanlık arzûlayacak, insana varıp insan olacaksın, bunları yapmadığın müddetçe cin oğlu cinsin arkadaş, yok bunun daha ötesi. Hasan Fehmi Efendi'nin dediği gibi, hayvanlığı terk etmemiş, insanlık arzûlarsın, rüşd-i Hakk'a ermeden, mevlâyı arzûlarsın. Yok öyle bedâvadan Mevlâ'ya kavuşmak! Mevlâ'ya kavuşmak için canını verip ölecek, sonra cânânı alacaksın ve Hakk'da Hakk ile kul, yâni insan olacaksın. Görüntün insan sûreti ama için "Hayvan!" Nefsi emmâren sapasağlam yerinde, dimdik ayakta dururken insan olman çok zordur, hattâ mümkün değildir "A" dostlar. Bu yüzden sevgili can kardeşlerim, Allâh'ü Teâlâ, biz tevhîd ehli kullarını, mâkâmsal ve düşünce boyutunda olan cennetlerden yâni, ef'âl, sıfat, zât, cem, hazretü-l cem, cemü-l cem ve ahâdiyyetü-l cem cennetlerinden çıkmamayı müesser eylesin inşâallâh. Zikrimizi zikrullâh, aşkımızı aşkullâh, fikrimizi fikrullâh eyleyip, kâlplerimizde gayrullâhı hiç bırakmasın inşâallâh Âmin. Cümle ihvâna aşk-ı niyâz eder, saygılar sunarım. Hakk'a emânet, ilminize mukayyet olmanızı dilerim. Hûû... 
 
Fakîrullâhmelâmî. 
İstanbul. 
30/01/2011/Pazar. 

Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam26
Toplam Ziyaret320762
Saat
Duyurular
Anket
CAMİLER ALLAH'IN EVİ MİDİR?
Takvim
Namaz Vakitleri
Her güne bir dua

Edep Ya Hû
EDEP YÂ HÛ...
 
Edep ayağa düşmüş de,
Pazar'da satılır olmuş.
Sakız olmuş dillerde,
Bilmeden söylenir olmuş.
 
Bize edepsiz diyenler,
Edebe dâvet edenler,
Edep dersi öğretenler,
Edepsizce söyler olmuş.
 
Edep yâ hû diye diye,
Ortalarda gezenlere
Sordum, edep nedir diye.
Başı önde susar olmuş.
 
Edep yâ hû nedir bilmez,
Özünü tefekkür etmez,
Tahkik ile söyleyemez,
Çün, taklîden söyler olmuş.
 
"Yahya Salih" edep yâ hû,
Edepsizlik etme yâ hû.
Uyan aç gözünü yâ hû,
Nefsin Hakk'a söver olmuş.
 
Fakirullahmelâmî
 
Edep: Güzel ahlak, hayâ.
Pazar: Alışveriş yeri.
Edepsiz: Kötü ahlaklı, hayâsız.
Dâvet: Çağırma, ziyafet, duâ.
Öz: Asıl, kendi, kendisi, iç âlemi.
Tefekkür: Düşünmek, fikri harekete geçirmek.
Tahkik: Doğru olup olmadığını araştırmak, yanlışlığı meydana çıkarmak, icelemek, iç yüz.
Çün: Zirâ, çünki, mâdem ki.
Taklid: Benzetmeye ve benzemeye çalışmak, benzerini yapmak.
Nefs: Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zâtı olan kendisi.
Hakk: Doğru, gerçek.
Hu: "O" Mânâsında gösterme zamiri.
 
Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim. "Insanlar! "Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öye mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.

"Ashabim!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur.

"Ashabim!

"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.

"Ashabim!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Ehl-i Beyt'imdir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir. "Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz. "Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz: Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz. Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hirsizlik yapmayacaksiniiz.. "Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?" Saheb-i Kiram birden söyle dediler: "Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"

 Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu: "Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"!!!