• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/
Üyelik Girişi
Site Haritası
Kategoriler
Hava Durumu
Anlık
Yarın
30° 32° 23°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.62765.6502
Euro6.32966.3550
TARİHTE BUGÜN

Tarihte Bugün v.5.0

    • El-Kassas 88: "Allah ile beraber başka bir Tanrı bulup o'na tapma,o'ndan bakşa hiç bir tapacak yoktur. O'nun Zâtından başka her şey helâk,yani yok olucudur,fanidir,geçicidir. Hüküm o'nundur ve siz ancak o'na döndürüleceksiniz."
    • Tevbe 28: Ey iman edenler! Müşrikler,ancak bir pisliktirler;atık bu yıllardan (hicetin dokuzuncu yılından) sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar.Eğer fakirlikten korkarsanız.Allah sizi fazlından zenginleştirecektir inşallah. Gerçekten Allah Alimdir,Hâkim'dir. 
    • El-Vakıa 77: O,elbette şerfli bir Kur'an'dır. 78: Öyle ki,( Allah katında ) Levh-i Mahfuz'da saklıdır. 79: O'na ( Dış ve İç Pisliklerden ) temizlenenlarden başkası dokunamaz. 80: Alemlerin Rabb'inden indirilmedir o...
    • Bakara 115: "Mesrik de Allâh'indir, magrib de. Hangi tarafa dönerseniz, Allah'in yüzü oradadir. Çünkü Allâh Vasi'dir, Alîm'dir"
    • 8 Enfal 17: Resulüm (savaşta) onları siz öldürmediniz,fakat Allah onları öldürdü.Attığın zamanda sen atmadın,fakat Allah attı...
    • 92- Âli İmran 92: Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça,iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanıZ Allah onu bilir.
    • ARAF SURESİ AYET 146: Yeryüzünde haksız yere ululuk satanlara ayetlerimizi idrak ettirmeyeceğiz, zaten onlar, hangi delili görseler inanmazlar, doğru yolu görseler o yola gitmezler, fakat azgınlık yolunu gördüler mi hemen o yola gitmeye koyulurlar; bu da ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet etmelerinden ileri gelir
    • 18 Kehf 65: "fevecedâ abden min ibâdinâ âteynâhü rahmeten min indinâ ve allemnâhü min ledünnâ ilmâ" ( Orada ) kullarımızdan bir kul buldular ki,biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
    • 7 / A'RÂF - 179 Andolsun ki; Biz cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır; anlamazlar, gözleri vardır; görmezler, kulakları vardır; duymazlar. Onlar; hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar; gafillerin kendilerdir.
    • 10 / YÛNUS - 100: Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • 4 - Nisa: 79 - (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • Kehf Sûresi: 25: Onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.
    • 87, Â'lâ sûresi:14-15: Elbette kurtulmuştur temizlenen, Rabb'inin adını anıp, O'na kulluk eden.

OKYANUSTA BUHAR OLMAK

OKYANUSTA BUHAR OLMAK 

         Değerli kardeşlerim, iki üç gün evvel bir bacım sultanımızın bir sorusu oldu bu fakîre. Biz de buna istinâden kendisine cevâben bu nâçizane değersiz yazımızı yazmayı uygun gördük. Bu büyüğümüzün sorusu "Okyanus'ta buhar olmak." Evet değerli kardeşlerim. Okyanus'ta buhar olmak konusunu bu fakîr kardeşiniz, İlm-i tevhid öğretisi içerisinde cevaplamaya gayret edeceğiz. Okyanus deyince ilk aklımıza gelen, ucu bucağı gözükmeyen sonsuz bir su parçası olduğu düşüncesidir ve bu doğrudur. Bizler, yâni ilm-i ledünni okuyan fakîrler Okyanus denilince aklımıza, o büyük su kütlesi gelmez. Bizlerin düşüncesinde Okyanus. Tevhid ilmidir ve ucu bucağı olmayan sonsuz bir ummandır. Biz, Allah'ın kulları da bu sonsuz tevhid Okyanusunda birer su katreleriyiz, ister bunun farkında olalım ister olmayalım. Bakınız kardeşlerim, hemen hemen herkes gibi bizlere de her yaz olmasa da zaman zaman denize gitmişizdir. Bu fakîr kardeşiniz de geçen sene denize gitmiştim ailemle. Deniz kenarında kumsalda otururken, suyun üzerinde oluşan buhar dikkâtimi çekti ve şunu düşündüm. Acaba bu sudan çıkan buharla birlikte tuzu da göğe yükseliyormu diye ve bunun mümkün olmadığını, suyun buharlaşıp gökyüzüne çıkarken tuzunu yâni ağırlığını denizde bıraktığnı haklı olarak düşündüm. 

         Tabiî ki, su buharlaşınca varlığını su da bırakmak zorundadır, yoksa varığıyla gökyüzüne çıkması mümkün değildir. Diyeceğim şu ki, tevhid okyanusunda birer katre olan bizler, kendi benliklerimiz yâni ağırlıklarımız dururken nasıl olur da tevhid deryâsında buhar olup özümüze dönebiliriz? Dönmemiz mümkün değil. Su bile su olması itibarıyla tuzunu terkederek buhar olup özüne dönerken, bizler nasıl olur da kendi benliklerimizle Hakk'a ulaşmayı amaçlayabiliyoruz şaşırmamak mümkün değil. 

         Bakın sevgili kardeşlerim, biz insanoğlunun amacı Hakk'a vâsıl olmaksa, o zaman kendimize âit olduğunu zannettiğimiz üç fenâmızı İfnâ (yok) etmedikçe Tevhid deryasında buhar olup Hakk'a vuslat olmamızı unutalım. İnsan kendisine nisbet ettiği Hakk'ın malı olan Ef'âli, Sıfatı Zâtı, Hakk'a iâde etmediği müddetçe Tevhid deryâsında buhar olup özüne dönemez. Ancak her kim ki, kendine nisbet ettiği fenâi ef'âlini, fenâi sıfatını, fenai zâtını terkeder de bunların Hakk'a âit olduğunu kabûl ve tefekkür ederse ancak o zaman buhar olup özüne döner. İnsanoğlu özünün su olduğunu unutup kendisine vücut nisbet etmekle su olduğunun farkında değil. Peki, bu neden böyle? Çünkü insanoğlu özünü bilmediği için, gökyüzünde soğuk bir tabakada buz katmanına dönüşen buz kütlesi gibi kendine varlık isnad etmektedir ve bu yüzdendir ki, sıcakla temas etmesi onun eriyip aslına dönmesi demek olduğu için daima sıcakla temastan kaçınması hep işine gelmiştir. Yâni, insanoğlu kendisine özünü bildirecek, onu büründüğü buz kütlesinden aslına döndürecek bir Kâmil-i Mürşîd'e intisabı olmadığından, yâni güneşe dönmeden eriyip buhar olması olanaksızdır. O her zaman, kendine biçtiği varlık zannıyla, vücut sahibi olduğunu düşünür ve zanlarıyla Hakk'a kulluk yaptığını sanar durur ve bir gün bu tevhid deryâsında buhar olup aslına döneceğini düşünür durur çaresizce. 

         Hakîkât'de bedenin özü topraktır, toprağa dönecektir ve o toprakta kendisini yaradan Hakk'ı göremeyecektir. Çünkü su misali buhar olacak olan beden değil zanlardır, cüz-î anlayaşıştır, nefstir ve dünyâ işlerini belirleyen ilimlerdir buhar olup gitmesi gerekenler. Sevgili kardeşlerim, yazımın başında da söylediğim gibi, kim ki, Hakk'a ait olan ef'âli, sıfatı, zat-ı, Hakk'a teslim ederse işe odur Tevhid deryasında buhar olup özüne dönmeye aday olan su katresi. Ama bunu tek başına gerçekleştirmesi mümkün değldir, çünkü onun buhar olaup gökyüzüne çıkabilmesi için güneşe, yâni bir Kâmil-i Mürşîd'e ihtiyacı vardır ki, o mürşid onu buhara çevirip Hakk'a vasıl etsin. Sevgili gönül dostlarım; Niyazi Mısri Hazretleri bir beyitinde şöyle buyuruyor! 

         Mürşid gerktir bildire, 
         Hakk'ı sana Hakk'el yakiyn. 
         Mürşid'i olmayanların, 
         Bildikleri güman imiş. 

         Demek ki, aslımız su olduğu hâlde buz kütlesi gibi, kendimize vücûd nisbet eden bizlere bir güneş (Kâmil-i Mürşîd) lâzım gerekir ki, bizleri eritip buhar hâline getirip, özümüze yâni Hakk'a ulaştırabilsin. Yoksa, sevgili kardeşlerim benliklerimiz yerindeyken ve benliklerimizi bir güneşin karşısına geçip eritmeden, Hakk'a varmak kolay olmaz. Şimdi bir çoklarınızın şöyle dediğini duyabiliyorum. Yahu efendi, nasıl olsa bir gün ölüp toprağa girdiğimizde buhar olmayacak mıyız? Hayır kardeşlerim böyle birşey hiç bir zamanda ve dönemde olmamıştır olmayacaktır. Hazreti Resûlullâh efendimizin buyurduğu ölümü hayattayken gerçekleştiremediğimiz sürece asla Hakk'a vuslat olmamız mümkün değil. Ne diyor peygamber efendimiz (s.a.v)! Ölmeden evvel ölün ki, özünüze şimdi dönün. Özümüz olana dönmek çok zordur. Bizler her anımızı kara kış olarak yaşarsak yaz gelmez, güneşi göremez ve buz'a dönüşmüş kütlemizi eritemez ve özümüz olan su haline gelip buhar olamayız ve Hakk'a vuslatı da gerçekleştiremeyiz. Hakk'a vuslat olabilmemiz için varımızı terketmemiz gerekmektedir ki, yârmizi bulup ona kavuşabilmek için... Bakınız gönül dostlarım, Allah erenlerinden bir hanım evliya olan Zeynep Arıcan hanımefendi annemiz şöyle buyuruyor! 

         Terkeyle vârı, 
         Bulasın yârı, 
         Nâmusu,ârı 
         Perde eylersin. 

         Bil birliğini, 
         Bul dirliğini, 
         Şâirliğini 
         Zeyneb nidersin? 

         Evet değerli kardeşlerim, biz insanlar kendimize biçtiğimiz vücûd varlığımızı Hakka teslim etmemiz gerekir, bunu başara bilenlere ne mutlu. Ef'âl, sıfat ve zât'ı gerçek sâhibi olan Allah'a âit olduğunu bilmemiz, kabûl etmemiz ve yaşamamız için, bir Kâmil-i Mürşîd huzûrunda erimemiz gereklidir. Müşrîd güneş gibidir, tüm buzları eritir ve tevhid deryâsında su katresi edip buhara dönüştürür biz ihvanları. Evliyâ'nın büyüklerinden ve melâmî ulularından Hasan Fehmi Tezdoğan Efendi Hazrtleri bir ilâhîsinde bizlere şöyle buyuruyor. 
 
         BİLDİRDİ BENİ BANA 

         Mürşîd'im Ali Rahmi Bildirdi beni bana, 
         Ol irşâd-ı manevî Bildirdi beni bana. 

         Aşk'tır bana bidâyet Yokluk oldu nihâyet, 
         Erdi Hak'dan inâyet Bildirdi beni bana. 

         Sermâyemdir yokluğum Hakk varlığıdır kârım, 
         Gönlümde ki mihmânım Bildirdi beni bana. 

         Terkedince varlığım Gitti gönül darlığım, 
         Zevk ile irfânlığım Bildirdi beni bana. 

         Oldum Tevhîd'e dâvet Hemen ettim icâbet, 
         Ol sıdkile şehâdet Bildirdi beni bana. 

         Neylem ben bu dünyâyı Hem istemem ukbâyı, 
         Buldu gönül Mevlâyı Bildirdi beni bana. 

         "FEHMİ" buldu vahdeti Ol dost ile halveti, 
         Nûr Muhammed himmeti Bildirdi beni bana. 

         Değerli kardeşlerim, demek ki bizi bize bildirecek, özümüzü özümüden olduğunu bildirecek, buz kütlesine benzeyen vücûd varlığımızı eritip, okyanusta, yâni tevhid deryâsında bizleri buhar'a döndürecek bir Kâmil-i Mürşîd gereklidir cümle canlara. Yoksa kardeşlerim her birimiz zanlarımıza kulluk etmeye devam ederiz. Allah'ü Teâlâ (c.c.) hazretleri cümle canlara okyanusta buhar olmayı nasip etsin ama evvelâ Güneş'i bulmayı nasip etsin inşâallah. Âmin. Cümle canlara Aşk-ı niyaz eder, saygılar sunarım. Hepiniz Hakk'a emânet olunuz Âmin. 

Hûû... 
Fakîrullâhmelâmî. 
İstanbul. 
21/01/2011/Cuma. 

Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret314454
Saat
Duyurular
Anket
CAMİLER ALLAH'IN EVİ MİDİR?
Takvim
Namaz Vakitleri
Her güne bir dua

Edep Ya Hû
EDEP YÂ HÛ...
 
Edep ayağa düşmüş de,
Pazar'da satılır olmuş.
Sakız olmuş dillerde,
Bilmeden söylenir olmuş.
 
Bize edepsiz diyenler,
Edebe dâvet edenler,
Edep dersi öğretenler,
Edepsizce söyler olmuş.
 
Edep yâ hû diye diye,
Ortalarda gezenlere
Sordum, edep nedir diye.
Başı önde susar olmuş.
 
Edep yâ hû nedir bilmez,
Özünü tefekkür etmez,
Tahkik ile söyleyemez,
Çün, taklîden söyler olmuş.
 
"Yahya Salih" edep yâ hû,
Edepsizlik etme yâ hû.
Uyan aç gözünü yâ hû,
Nefsin Hakk'a söver olmuş.
 
Fakirullahmelâmî
 
Edep: Güzel ahlak, hayâ.
Pazar: Alışveriş yeri.
Edepsiz: Kötü ahlaklı, hayâsız.
Dâvet: Çağırma, ziyafet, duâ.
Öz: Asıl, kendi, kendisi, iç âlemi.
Tefekkür: Düşünmek, fikri harekete geçirmek.
Tahkik: Doğru olup olmadığını araştırmak, yanlışlığı meydana çıkarmak, icelemek, iç yüz.
Çün: Zirâ, çünki, mâdem ki.
Taklid: Benzetmeye ve benzemeye çalışmak, benzerini yapmak.
Nefs: Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zâtı olan kendisi.
Hakk: Doğru, gerçek.
Hu: "O" Mânâsında gösterme zamiri.
 
Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim. "Insanlar! "Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öye mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.

"Ashabim!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur.

"Ashabim!

"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.

"Ashabim!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Ehl-i Beyt'imdir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir. "Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz. "Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz: Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz. Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hirsizlik yapmayacaksiniiz.. "Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?" Saheb-i Kiram birden söyle dediler: "Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"

 Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu: "Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"!!!