• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/
Üyelik Girişi
Site Haritası
Kategoriler
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 13° 8°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.06146.0857
Euro6.78166.8088
TARİHTE BUGÜN

Tarihte Bugün v.5.0

    • El-Kassas 88: "Allah ile beraber başka bir Tanrı bulup o'na tapma,o'ndan bakşa hiç bir tapacak yoktur. O'nun Zâtından başka her şey helâk,yani yok olucudur,fanidir,geçicidir. Hüküm o'nundur ve siz ancak o'na döndürüleceksiniz."
    • Tevbe 28: Ey iman edenler! Müşrikler,ancak bir pisliktirler;atık bu yıllardan (hicetin dokuzuncu yılından) sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar.Eğer fakirlikten korkarsanız.Allah sizi fazlından zenginleştirecektir inşallah. Gerçekten Allah Alimdir,Hâkim'dir. 
    • El-Vakıa 77: O,elbette şerfli bir Kur'an'dır. 78: Öyle ki,( Allah katında ) Levh-i Mahfuz'da saklıdır. 79: O'na ( Dış ve İç Pisliklerden ) temizlenenlarden başkası dokunamaz. 80: Alemlerin Rabb'inden indirilmedir o...
    • Bakara 115: "Mesrik de Allâh'indir, magrib de. Hangi tarafa dönerseniz, Allah'in yüzü oradadir. Çünkü Allâh Vasi'dir, Alîm'dir"
    • 8 Enfal 17: Resulüm (savaşta) onları siz öldürmediniz,fakat Allah onları öldürdü.Attığın zamanda sen atmadın,fakat Allah attı...
    • 92- Âli İmran 92: Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça,iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanıZ Allah onu bilir.
    • ARAF SURESİ AYET 146: Yeryüzünde haksız yere ululuk satanlara ayetlerimizi idrak ettirmeyeceğiz, zaten onlar, hangi delili görseler inanmazlar, doğru yolu görseler o yola gitmezler, fakat azgınlık yolunu gördüler mi hemen o yola gitmeye koyulurlar; bu da ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet etmelerinden ileri gelir
    • 18 Kehf 65: "fevecedâ abden min ibâdinâ âteynâhü rahmeten min indinâ ve allemnâhü min ledünnâ ilmâ" ( Orada ) kullarımızdan bir kul buldular ki,biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
    • 7 / A'RÂF - 179 Andolsun ki; Biz cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır; anlamazlar, gözleri vardır; görmezler, kulakları vardır; duymazlar. Onlar; hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar; gafillerin kendilerdir.
    • 10 / YÛNUS - 100: Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • 4 - Nisa: 79 - (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • Kehf Sûresi: 25: Onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.
    • 87, Â'lâ sûresi:14-15: Elbette kurtulmuştur temizlenen, Rabb'inin adını anıp, O'na kulluk eden.

GİRİŞ

GİRİŞ 

KAYSERİ'Lİ DÂVÛD DEVRİNİN

ANADOLUSU'NA KISA BİR BAKIŞ

   Her insan, bir bakıma içinde yaşadığı mekân ve çağın insanıdır. Çünkü o mekân ve çağın siyâsî ve fikrî hareketlerinin, kısaca kültürün, insanının yetişmesinde ve düşüncesinde büyük etkisi vardır. Bu bakımdan Kayseri'li Dâvûd'un yetişmesini ve düşüncesini iyi anlayabilmek için onun yetiştiği VII H./ XIII M. ve VIII H./XIV M. yüzylda Anadolu'daki siyâsî ve fikrî duruma kısaca bir göz atmakta yarar vardır.

   1-Siyâsî Ortam:

    XIII. yüzyıl ile XIV. yüzyılın ilk yarısı, Anadolu'da Türk siyâsî ve sosyal hayatının en karmaşık ve en çalkantılı bir devrini teşkil etmektedir. Moğolların 1243 Kösedağ savaşından sonra Anadolu'yu istilâları, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dış ve iç siyâsetine büyük bir darbe vurmuştur; Devlet iç ve dış siyâsetinde yavaş yavaş zayıflamaya başlamıştır. Moğollara haraç vererek ve onların atadığı bir Genel Vali'nin idaresinde varlığını sürdüren Anadolu Selçuklu Devleti bağımsızlığını yitirerek, artık bir tampon devlet durumuna düşmüştür. Diğer taraftan bu arada 1277 yılında Mısır Memlük Sultanı Melik Zâhir Baybars Moğolları mağlûp ettikten sonra İç Anadolu'yu ele geçirmiş fakat fazla kalmadan ordusuyla Mısır'a geri dönmüştür. İşte bütün bunların neticesi olarak Anadolu Selçukluları XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren parçalanmaya, devletin teb'asında bulunan çeşitli Türk beylikleri bağımsızlıklarını ilân ederek çeşitli bölgelerde beylik devletçikler kurmaya başlamışlardır. Kayseri'li Dâvûd'un doğum tarihi bu devreye rastlar ve çocukluğu da bu devrede geçmiştir.

   Kayseri'li Dâvûd'un gençlik yılları ise Anadolu Beylikleri'nin hüküm sürdükleri dönemde geçmiştir. Bu dönem, sosyal ve siyâsî bakımdan beylikler arasındaki kavga ve siyâsî çekişmeler yüzünden Anadolu Türklüğünün birliğini tamamen kaybettiği bir dönemdir. Beyliklerin herbiri Anadolu birliğini kendi başkanlığında yeniden kurmak için birbirleriyle kavga ederken, aynı zamanda Konya'daki merkezî hükümetle Anadolu'daki İlhanlı hâkimiyetine karşı mücadelesini sürdürüyordu. Şüphesiz bu durum Anadolu'nun kültürel ve iktisâdî yönden ilerlemesinde menfî bir faktördü.

   Kayseri'li Dâvûd'un olgunluk ve ihtiyarlık devri ise, bu beylikler içinde Osmanlı Beyliği'nin kuruluş ve gelişme dönemine rastlar. 1299 yılında Osman Bey'in kurduğu bu beylik, özellikle oğlu Orhan Bey'in güçlü ve hâkîmâne siyâsetiyle bir yandan Anadolu'daki Türklüğü birleştirme yolunda, diğer yandan da Bizanslılara karşı kazandığı zaferlerle Anadolu Türk hâkimiyetini koruma ve geliştirmede büyük rol oynuyordu.

   2-Fikrî Ortam:

    XI. ve XII. yüzyıllarda Anadolu Selçuklu Sultanlarının idaresi altında Anadolu bir ilim ve irfan yuvası haline gelmişti. Osmanlı ilim adamlarına gösterdikleri yakın ilgi, her çeşit fikrin yayılmasında gösterdikleri tolerans Anadolu'da çeşitli fikirlerin yaşamasına sebep olduğu gibi Çeşitli İslâm ülkelerinden çeşitli düşünürlerin Anadolu'ya göçünü sağlamıştır. Bu durum, XIII. ve XIV. yüzyılların siyâsî istikrarsızlıklarına rağmen Anadolu'daki kültür ve fikir hayatının canlılığından pek fazla bir şey kaybetmesine sebep teşkil etmiyordu. Bu devrin fikir hareketlerini aşağıda olduğu gibi bir kaç noktada kısaca özetleyelim.

  a-Felsefî Hareketler:

   Kayseri'li Dâvûdûn yetiştiği XIII. ve XIV. yüzyıllarda Anadolu'da en çok rağbet gören felsefe ve kelâm anlayışı Fahreddin Râzî (1148-1209) ekolüdür. Bu ekolün en iyi temsilcilerinin çoğu Anadolu'da yaşıyorlardı. XIII. yüzyıldaki en iyi temsilcisi Kadı Siraceddin Urmevî (1198-1283)'dir. II. İzzeddin Keykâvus, IV. Kılıç Arslan ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında yaşayan bu ünlü düşünür bir çok felsefî ve kelâmî eserlerin sahibidir. "Metâli'u'l Envâr" ve "Letâfi'ü'l-Hikme" onun en çok tanınan eserlerindendir. Aynı devirde yaşayan başka bir filozof ve mantıkçı Esîrü'd Din Mufazzal el Ehberî, mantıkta "Kitâbu'l İsagocî, genel felsefe ve metafizikte " Hidâyetü'l-Hikme" ve Keşfü'l-Hakâ'ik" gibi eserlerin sahibidir. Özellikle İsagoci'si Osmanlı medreselerinde yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur.

   XIV. yüzyılda Fahreddin Râzî'nin kelâm ve felsefî görüşlerini devam ettirenlerin başında Allâme Muhammed Şirâzî, Cemâleddin Aksarâyî, düşünürümüz Dâvûdu'l Kayserî, Abdülmuhsin el Kayserî ve Kadı Burhaneddin gelir.

   Önemli başka bir felsefî hareket de İşrâkilik'tir. Bu felsefenin kurucusu Şihâbeddin Suhreverdî el-Maktûl (ölm.1191), Anadolu'ya gelmiş ve bir süre yaşamıştır. Fikirleri ilk defa Anadolu'da tutulmuştur. Kendisinin önemli eserlerinden "Pertev-Nâme" II. Kılıç Arslan'ın oğlu Niksar Emiri Berkyaruk nâmına; "Elvâh'ı İmâdiye" Harput Emiri İmadeddin Ebû Bekr İbn Karaarslan namına, Anadolu'da kaleme alınmıştır. İşrâkîlik aynı zamanda hükümdarlar ve bazı devlet adamları tarafından da tutulan bir felsefeydi. Özellikle II. Kılıç Arslan, onun oğlu Tokat Emiri ve daha sonra Sultan olan Rükneddin Süleyman ve kumandanlardan Kemâleddin Kâmyâr bu kimselerdendir. Özellikle sonuncusu, felsefe ve mantıkta temâyüz etmiş bir kimse idi. Fakat İşrâkiliğin Anadolu'da o zaman en iyi temsilcisi Ahvaduddîn Hâmid el-Kirmânî adlı bir düşünürdü. Bu devirde amelî felsefe sahasında daha çok, belki siyâsî istikrarsızlıktan dolayı, siyâset ve siyâset ahlakıyla ilgilenildiğini ve bu konuda eserler verildiğini görüyoruz. Bu devirde yazılan eserlerin başında Eşrefoğlu Beyliği'nin başkenti Beyşehir'de Şemseddin Mehmed'in yazdığı "El-Fusûsü'l Eşrefiyye"si gelir.

   b-Tasavvufi Hareketler:

    XIII. ve XIV. Yüzyılda Anadolu, tasavvuf düşüncesi ve tarikatlar tarihinin en zengin dönemini yaşamıştır. Çünkü Anadolu bir taraftan daha önce doğmuş olan tasavvuf ve tarikatların gelişme yeri olmamış, aynı zamanda yeni tasavvufî ekollerin ve tarikatların ilk defa temelinin atıldığı yer olmuştur.

   Anadolu’da yayılma imkânı bulan eski tasavvuf ekollerinden ve tarîkatlarından Suhreverdîlik ve Kübreviyye başta geliyordu. Bilindiği gibi o devirde Kübrevîliğin en büyük temsilcisi Necmeddin Dâye Râzî (ölm.1256) Anadolu’da yaşıyordu. Onun “Mirsâdü’l-İbâd” adlı eseri Alâeddin Keykubât adına yazılmıştır. Sadreddin Konevî ve Mevlânâ ile sohbetlerde bulunan bu mutasavvıf Kübrevîliğin Anadolu’da yayılmasında büyük rol oynamıştır. Kübrevîliğin başka bir temsilcisi de Mevlânâ’nın babası Bahaeddin Veled (ölm.1230) idi.

   Suhreverdîlik de, Abbasî Halifesi Nâsır Li Dinillâh’ın emriyle Anadolu’ya elçi olarak gelen ve bu devirde bu tarikatın en büyük temsilcisi sayılan Şihâbeddin Ömer Suhreverdî (1145-1235) ile yayılma imkânı bulmuştur. Onun “Avârıfü’l-Maarif”i o devirde çok okunan tasavvufî eserlerden biri idi.

   Anadolu’da doğan tasavvufî düşünce ve tarikatların başında Ekberîlik ve Mevlevîlik vardır. Ekberîlik, özellikle, 1231’lerden önce Anadolu’da on yıl kadar yaşayan Muhyiddin İbnü’l-Arabî (1165-1240)’nin Vahdet-i Vücud felsefesini temel alıyordu. İbnü’l Arabî’nin düşünceleri, talebesi ve mürüdi Sadreddin Konevî (ölm.1274) tarafından tanıtılıyordu. İslâm ülkelerinden birçok kimse Konya’ya bu tasavvufî düşünceyi tanımak için geliyorlar ve Konevî’ye talebe oluyorlardı. Bunların başında Kutbeddin Şîrâzî (1237-1311) ve Abdürrezzâk el-Kâşânî (ölm.1329) gelmektedir. Ayrıca bu tasavvuf düşüncesini besleyen ve İbnü’l-Fârız’ın “Kaside-i Tâiyye”sini şerh ederek 1257 yılında Vezir Muinü’d-Din Pervân’iye takdim eden Sa’idü’d-Din Fergânî de Anadolu’da bulunmuş önemli bir mutasavvıftır.

   Mevlevîlik, bilindiği gibi Mevlânâ’nın tasavvufî düşüncelerini temel almış başka bir Anadolu tarikatıdır. Mevlânâ’nın Anadolu tasavvufî düşüncesinde önemli bir yeri vardır. Düşünceleri birçok yönden İbnü’l- Arabî’nin Vahdet-i Vücud doktrinine benzemektedir. Özellkile oğlu Sultan Veled (1227-1312), Mevlevîliğin kurulmasında ve Anadolu’ya yayılmasında büyük bir çaba harcamıştır.

   Anadolu’da bunlardan başka, çeşitli tasavvufî düşünceleri birleştirerek bazı ikinci derecede tasavvuf ekollerinin ortaya çıktığını da görmekteyiz. Meselâ Kırşehir’de Âşık Paşa (1272-1331) Mevlevîlikle Vahdet-i Vücudculuğu birleştirerek yeni bir ekol geliştirmiştir. Bunun kendinden sonraki en büyük temsilcisi Şeyh Ahmed Gülşehrî (ölm.1317)’dir. Onun, felsefî ve tasavvufî düşüncelerini yansıtan “Felek-Nâme” adlı eserinden başka Fahrettin Attar’ın “Mantıku-t-Tayr” adlı eserinin tercümesi de vardır. Fahreddin İbrahim adlı başka bir mutasavvıf da Tokat’ta başka bir tasavvuf ekolünü kurmuştur. Süleyman Pervâne’nin çok hürmet ettiği bu kişi adına yapılan tekke ve medresede hem ders veriyo hem de birçok kişiyi tasavvuf yoluna çekiyordu. Bunlardan başka Yunus Emre, Şeyh Edebâlî, Hacı Bektaş-ı Velî gibi kimseler Kayseri’li Dâvûd’un devrinde yetişen ünlü mutasavvıflardı.

   O halde buraya kadar söylediklerimizden, Kayseri’li Dâvûd devrindeki fikrî ortamı oluşturan akımların başında gelen Gazâlî çizgisindeki Fahreddin Râzî’nin talebelerinin temsil ettikleri kelâmî felsefe, çoğu mutasavvıfın temsil ettiği Vahdet-i Vücudçu tasavvufî felsefe ve İşrâkilerin temsil ettikleri İşrâkilik arasında, aslında bazı karakter benzerlikleri ve ortak noktalar vardır. Her şeyden önce, bir diğerine kıyasla daha çok akıla önem vermiş olsa bile, hepsi kuru ve aşırı bir akılcılıktan uazktırlar.

   Kayseri’li Dâvûd’un, XII. Ve XIV. Yüzyıllarda Anadolu’ya hâkim olan akımlardan etkilenmeyeceği elbette düşünülemezdi. Birçok çağdaşı gibi o da, onların hepsinden az çok etkilenmiş olmakla birlikte, esasta Vahdet-i Vücudçuluğu takip etmiştir.

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret313280
Saat
Duyurular
Anket
CAMİLER ALLAH'IN EVİ MİDİR?
Takvim
Namaz Vakitleri
Her güne bir dua

Edep Ya Hû
EDEP YÂ HÛ...
 
Edep ayağa düşmüş de,
Pazar'da satılır olmuş.
Sakız olmuş dillerde,
Bilmeden söylenir olmuş.
 
Bize edepsiz diyenler,
Edebe dâvet edenler,
Edep dersi öğretenler,
Edepsizce söyler olmuş.
 
Edep yâ hû diye diye,
Ortalarda gezenlere
Sordum, edep nedir diye.
Başı önde susar olmuş.
 
Edep yâ hû nedir bilmez,
Özünü tefekkür etmez,
Tahkik ile söyleyemez,
Çün, taklîden söyler olmuş.
 
"Yahya Salih" edep yâ hû,
Edepsizlik etme yâ hû.
Uyan aç gözünü yâ hû,
Nefsin Hakk'a söver olmuş.
 
Fakirullahmelâmî
 
Edep: Güzel ahlak, hayâ.
Pazar: Alışveriş yeri.
Edepsiz: Kötü ahlaklı, hayâsız.
Dâvet: Çağırma, ziyafet, duâ.
Öz: Asıl, kendi, kendisi, iç âlemi.
Tefekkür: Düşünmek, fikri harekete geçirmek.
Tahkik: Doğru olup olmadığını araştırmak, yanlışlığı meydana çıkarmak, icelemek, iç yüz.
Çün: Zirâ, çünki, mâdem ki.
Taklid: Benzetmeye ve benzemeye çalışmak, benzerini yapmak.
Nefs: Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zâtı olan kendisi.
Hakk: Doğru, gerçek.
Hu: "O" Mânâsında gösterme zamiri.
 
Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim. "Insanlar! "Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öye mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.

"Ashabim!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur.

"Ashabim!

"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.

"Ashabim!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Ehl-i Beyt'imdir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir. "Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz. "Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz: Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz. Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hirsizlik yapmayacaksiniiz.. "Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?" Saheb-i Kiram birden söyle dediler: "Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"

 Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu: "Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"!!!