• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/
Üyelik Girişi
Site Haritası
Kategoriler
Hava Durumu
Anlık
Yarın
30° 32° 23°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.69875.7216
Euro6.40416.4298
TARİHTE BUGÜN

Tarihte Bugün v.5.0

    • El-Kassas 88: "Allah ile beraber başka bir Tanrı bulup o'na tapma,o'ndan bakşa hiç bir tapacak yoktur. O'nun Zâtından başka her şey helâk,yani yok olucudur,fanidir,geçicidir. Hüküm o'nundur ve siz ancak o'na döndürüleceksiniz."
    • Tevbe 28: Ey iman edenler! Müşrikler,ancak bir pisliktirler;atık bu yıllardan (hicetin dokuzuncu yılından) sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar.Eğer fakirlikten korkarsanız.Allah sizi fazlından zenginleştirecektir inşallah. Gerçekten Allah Alimdir,Hâkim'dir. 
    • El-Vakıa 77: O,elbette şerfli bir Kur'an'dır. 78: Öyle ki,( Allah katında ) Levh-i Mahfuz'da saklıdır. 79: O'na ( Dış ve İç Pisliklerden ) temizlenenlarden başkası dokunamaz. 80: Alemlerin Rabb'inden indirilmedir o...
    • Bakara 115: "Mesrik de Allâh'indir, magrib de. Hangi tarafa dönerseniz, Allah'in yüzü oradadir. Çünkü Allâh Vasi'dir, Alîm'dir"
    • 8 Enfal 17: Resulüm (savaşta) onları siz öldürmediniz,fakat Allah onları öldürdü.Attığın zamanda sen atmadın,fakat Allah attı...
    • 92- Âli İmran 92: Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça,iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanıZ Allah onu bilir.
    • ARAF SURESİ AYET 146: Yeryüzünde haksız yere ululuk satanlara ayetlerimizi idrak ettirmeyeceğiz, zaten onlar, hangi delili görseler inanmazlar, doğru yolu görseler o yola gitmezler, fakat azgınlık yolunu gördüler mi hemen o yola gitmeye koyulurlar; bu da ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet etmelerinden ileri gelir
    • 18 Kehf 65: "fevecedâ abden min ibâdinâ âteynâhü rahmeten min indinâ ve allemnâhü min ledünnâ ilmâ" ( Orada ) kullarımızdan bir kul buldular ki,biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
    • 7 / A'RÂF - 179 Andolsun ki; Biz cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır; anlamazlar, gözleri vardır; görmezler, kulakları vardır; duymazlar. Onlar; hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar; gafillerin kendilerdir.
    • 10 / YÛNUS - 100: Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • 4 - Nisa: 79 - (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • Kehf Sûresi: 25: Onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.
    • 87, Â'lâ sûresi:14-15: Elbette kurtulmuştur temizlenen, Rabb'inin adını anıp, O'na kulluk eden.

Yahya Salih Altındağ

Yahya Salih Altındağ
salihaltindag@windowslive.com
İKİ BAYRAM ARASI NİKÂH, DÜĞÜN OLMAZ MI?
02/09/2015

      Hûû…
 
      Ey benim gönlü Hakk aşkıyla yanıp tutuşan derviş kardeşlerim, sultanlarım, bacım sultanlarım ve çok kıymetli misâfirlerimiz. Evet; yine çok uzun bir ayrılıktan sonra bir araya geldik cem olduk. Bizleri bir araya toplayıp cem eden Yüce Allâh’a sonsuz şükür hamd-ü senâlar olsun. Sohbetimize hoş geldiniz, safâlar getirdiniz. Bugünkü konumuz, hepimizin mâlûmu üzere, hepimizin bildiği gibi, halkımız arasında, geçmişten günümüze kadar gelmiş olan bir inanç var. İki bayram arası nikâh olmaz, olursa uğursuzluk getirir, iki bayram arası evlenenlerin ebedî mutsuz olacaklarına dâir bu gibi sözler söylenir. Bunun zâhîren doğruluğu nedir, var mıdır bilinmez. İşte biz de; Bugünkü sohbetimizi, iki bayram arası nikâh ve düğün olur mu, olmaz mı? Bilinmezliğini açığa çıkaracağız ve bunu konuşup hem zâhiren, hem bâtınen zevk edip sohbet edeceğiz inşaâllâh. Dilimizden konuşan Hakk olsun. Âmin. Lâkin sohbetimize başlamadan evvel, bu sohbetimizi de diğer sohbetlerimizde olduğu gibi duâmızla başlayalım inşaâllâh. Buyurun hep berâber duâya.

Duâ

 
 
    Bism-i Şâh (Şâh’ın adıyla)...
 
      Cân-ı gönülden diyelim: Allâh Allâh illallâh.
 
      Rahmân ve Rahim yüce Tanrım! Birliğin, varlığın, lütfûn, keremin, fazîletin ve inâyetin hürmeti hakkı için... Duâlarımızı dergâh-ı izzetinde kabûl eyle - Yâ Allâh! Fahr-i Âlem, Şâh-ı Merdân Ali-yel Mürtezâ, Fatımatü'z-Zehra, Hatice-i Kübrâ, İmâm Hasan-ı Müctebâ, İmâm Hüseyin-i Kerbelâ, İmâm Zeynel Âbidin, İmâm Muhammed Bâkır, İmâm Câfer-i Sâdık, İmâm Mûsâ-yı Kâzım, İmâm Ali Rızâ, İmâm Muhammed Tâki, İmâm Ali-el Nâki, İmâm Hasan-üI Askerî ve İmâm Muhammed Mehdî Sâhip zaman hakkı için... Duâlar’ımızı kabûl et - Yâ Allâh! Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin, On İki İmâmların, On Dört Mâsumu Pâkların, On Yedi Kemerbest’lerin, Kırkların, Yetmişiki Kerbelâ Şehitlerinin, Velîlerin, Nebîlerin hürmeti için... Sıkıntılarımızı, üzüntülerimizi gider; sağlık, sıhhât, huzûr, birlik ve dirilik nasip eyle - Yâ Allâh! Gerçeklerin demine devrânına Hü diyelim...
 
      Hü Mü’mine...
      Yâ Allâh! Yâ Muhammed! Yâ Ali!
 
       Allahümme Salli alâ Muhammed ve salli alâ Aliyyü'n ve Fâtımâ vel Hasan vel Huseyn. (Allâh'ın selâmı Muhammed (s.a.v.)'in, Ali'nin, Fâtımâ’nın, Hasan ve Hüseyin’in üzerlerine olsun.) Âmin.
 
      Euzubillahimineşşeytaniracimbismillahirrahmanirrahim.
 
      Evet değerli cân kardeşlerim. Allâhü Teâlâ (c.c.) Yapmış olduğumuz duâmızı izzeti dergâhında kabûl eylesin. Âmin. Evet, şimdi sohbetimize başlayalım inşaâllâh.
 
      Değerli kardeşlerim;
 
      Halk arasında konuşulan bâzı meseleler yarım ve yanlış anlaşılmıştır. Bunlardan birisi de "İki bayram arasında düğün yapılmaz, nikâh kıyılmaz" düşüncesidir.  Şartlar ve imkânlar hazır olduğu zaman senenin bütün gün ve saatlerinde düğün yapılabilir, evlenilebilir, nikâh kıyılabilir. Yâni nikâh için belli bir zaman ve vakit yoktur. "Nikâh şu gün câiz olur, şu gün câiz olmaz" diye bir şart yoktur.
 
      Bu meselenin aslına gelince, hâdise şudur: Bilindiği üzere, Ramazan ve Kurban gibi yıllık iki bayramımızın yanında bir de haftalık bayramımız vardır. O da Cuma günü. Yâni Ramazan veyâ Kurban Bayramı Cuma gününe rast gelir, düğün de bugünlerde yapılırsa; bu arada nikâh kıyma ile meşgûl olunur da Cuma namazına yetişememe gibi bir tehlike baş gösterirse o saat içinde nikâh kıymak câiz olmaz. Çünkü bu saat içinde nikâhla meşgûl olmak farz-ı ayn olan bir ibâdetin terkine sebep olmaktadır. Hayır yapalım derken, şerre sebebiyet verilmektedir. Fakat böyle bir sıkışıklığa meydan verilmeden Cuma namazından bir müddet önce veyâ namaz kılındıktan sonra nikâh kıyılırsa pekâlâ olur, bir mahzur da kalmaz.
 
      Zâten böyle bir hâl de pek vukû bulmamaktadır. "İki bayram arasında nikâh olmaz" sözünün bâtıl da olsa târihî bir geçmişi vardır. Bilhassa bu inanç Islâm’dan önceki Câhiliye Arapları arasında yaygındı. Onlar Ramazan'dan sonra başlayan Şevval ayında evlenmeyi uğursuz sayar, düğünlerini başka bir târihte yaparlardı. Her Câhiliye âdetinde olduğu gibi, bu âdeti de bizzat Peygamber Efendimiz yıkmış, geçersiz kılmıştır. Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. Âişe vâlidemizle Şevval ayında nişanlanmış, üç sene sonra da yine Şevval ayında evlenmiştir. Böylece iki bayram arası olan Şevval ayında düğün yapmak ve nikâh kıymak sünnet olmuştur. (Müslim, Nikâh: 73)
 
Kaynak: Mehmet Paksu, Kadın, Âile, Hayat, Nesil Yayınları.
 
      Evet, kardeşlerim bu mesnetsiz uydurmayı doğrulayacak bir Kur’ân âyeti bile yokken bizler, biraz evvel verdiğim örnekte olduğu gibi, bunun; câhiliye dönemi Arapların arasında yayılan bir uydurmadan başka hiçbir şey olmadığını gördük. Eğer îtiraz edeniniz varsa Kur’ân’ı Kerîm ile desteklenmiş bir âyet söylesin. Kimse, bu Arap uydurmasını tasdik edecek bir âyet gösteremez.
 
      Ey benim gönlü güzel, yürekleri Îmân dolu sevgili cân derviş kardeşlerim. Şunu çok iyi bilecek ve anlayacağız ki, İki bayram arasında düğün yapılmasında ya da nikâh kıyılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Yılın her günü düğün yapmaya, nikâh kıymaya uygundur. Ne yazık ki bu temelsiz inanış dînin önem verdiği birçok konunun önüne geçmiştir. İnsanlar düğünlerde israf etme, içki içme, vb. hatâları umursamazken, dînen hiçbir dayanağı olmayan bu yasağa takılmışlardır. Dînî anlamada savunduğumuz metedolojiye göre, Kur’ân’da aksi bir emir olmadıkça iki bayram arası düğün yapmak câizdir. Bunu çok iyi kavrayın. Demek ki neymiş? İki bayram arası Nikâh’da olurmuş Düğün’de olurmuş. .Çünkü aksini iddâ eden bir âyet yok ki buna inanalım ve iki bayram arası nikâh ve düğün yapmayalım. Kaynak göstererek de söylediğim gibi zâhîren böyle bir şeyin câhiliye Araplarının uyduruk bir âdetinden başka bir şey olmadığını, Kur’ân’ın tasdiklemediğini gördük.
 
      Maâlesef, birçok insan bugün bile hâlâ bu mesnetsiz câhiliye Arap âdetlerini dinselleştirip uyguladıklarını görüyoruz/görmekteyiz. Nikâh ve düğünün yapılmamasının belli gün ve aylarda olmadığını ve her günde yapılabileceğini, böyle uydurmalara ehemmiyet vermememizi artık anlamalıyız. Lâkin nikâh ve düğün yapılmaması şartları vardır. O şartlar da şunlardır! Hastalık veyâ, yakın ve uzak akrabâlarmızdan, komşularımızdan ağır hasta olanlarına ve ölümlerine denk düşen gün ve saatlerde, “Edeb’en” yapmamamız gerektiğini, hastalarımızın iyileştikten, ölmüş kişilerimizin de en azından Yedi günlük bir süreden sonra nikâh ve düğünlerimizi yapabileceğimizi bilelim ve en azından bunu saygı ve ahlâken yapmamız gerektiğini bilelim. Yoksa söylemiş olduğum bu iki mâzeretten başka, her gün nikâh ve düğün yapabiliriz bunu böyle bilelim ve câhiliye Arap âdetlerinden kesilelim inşaâllâh.
 
      Değerli dostlarım, sevgili dervişan ve kıymetli misâfirlerim. Şimdi bu konuyu bâtınen zevk etmeye gayret edelim inşaâllâh. Bizden konuşan Hakk olsun. Âmin. Dostlarım, yârenlerim. Konumuz iki bayram arası nikâh ve düğün olmaz mı? İdi. Evet, zâhiren baktığımızda iki bayaram arası nikâh ve düğün olabileceğini söylemiştik. Zâhîren, iki bayram arası nikâh ve düğün olur ama bâtınen olmaz! Evet, evet! Yanlış duymadınız. Zâhîren, iki bayram arası nikâh olur da, bâtınen olmaz diyorum. Neden böyle dedim acaba, ne dersiniz? Çünkü Tevhîd’te iki bayram deyince, birinci bayramı, Mürşîd’imizin huzûruna ilk çıktığımız, teveccühe alındığımız gün olarak anlamalıyız. Tabiî ki bunu bu kısa zevkimizle kayıtlayıp, böyledir diyemeyiz. Çünkü bu düşünce İlm-i Tevhîd olup, Zevk-i Tevhîd olmaz. Çünkü hepimizin bildiği üzere, şirk ehli tevhîd eder, tevhîd ehli illâ ki zevk eder.  Evet, cân kardeşlerim konumuzdan uzaklaşmadan, zevk-i tevhîd dâiresi içerisinde konumuzu zevk edelim inşaâllâh. Evet, temin ne demiştim? İki bayram arasına bir zevk vermiştik ve demiştik ki; “Çünkü Tevhîd’te iki bayram deyince, birinci bayramı, Mürşîd’imizin huzûruna ilk çıktığımız, teveccühe alındığımız gün olarak anlamalıyız.” Demiştik hatırlarsanız. İlk bayram (zâhîr’en) efendimizin bizi ilk kabûlü ve ilk teveccühe almasıdır. Bu bizim için ilk bayramdır ve ikinci bayramımız da, efendimizden aldığımız bîhurûf (harfsiz) zikir (nûr-i zikrullâh) olarak da zevk edebiliriz. Bu şekilde zevk etmemizde, kayıtlamadığımız sürece hiçbir sakınca yoktur.
 
      Kıymetli gönül dostlarım. Konumuz hakkında şimdi de birkaç şekilde daha zevk vermeğe gayret edelim. Başka bir zevk ile de şöyle diyelim. Yukarıda ki vermiş olduğumuz ilk zevkimizde de demiş olduğum gibi; iki bayram arasından kasıt, Efendimizin huzûrunda ilk teveccühe girdiğimizde bîhurûf zikri (nûr-i zikrullâh’ı) aldıktan sonra, kırk gün bu zikrimizi yaparak geçirmiş, lâkin bir şey anlamamıştık. Neden anlamamıştık bu yaptığımız bîhurûf zikri? Çünkü istikâmet gösterilmemişti. Yâni, bîhurûf zikirden sonra verilen tevhîd’in ilk dersi olan sabah namazı dersimizi almamıştık. Ne zaman ki, ilk dersimiz olan sabah namazı dersimizi aldık işte o zaman, tevhîdin iki kısmından biri olan “Fenâfiilâh”a adım atıp, öğlen ve ikindi namazları derslerimizi de aldıktan (okuduktan) îtibâren, iki bayram arası denilen Akşam namazı dersine geldiğimizde, iki bayramın birincisi olan, “Ramazan” Bayramı’na erişmiş oluruz. Bekâ mâkâmlarının ikinci kısmı olan namazlarda da ikinci bayram olan “Kurban” bayramına erişmiş oluruz. Yâni; “Fenâfillâh” ve “Bekâbillah” iki bayramdır İlm-i Tevhîd’te! Lâkin az evvelce de dediğim gibi fenâfillâhın sonunda ulaşmış olduğumuz ikindi namazının sonunda gelen “Akşam namazı” dersi, iki bayram arasını temsil eder! Bizlerin burada anlamamız gereken tek şey şudur! Bir derviş, Efendisi’nin huzûrunda ilk teveccühe girdiği andan îtibâren fenâfillâh mâkâmına kadar derslerini anladı, anladı. Anlamadıysa, iki bayram arası diye nitelendirdiğimiz “Akşam namazında” bir daha dînî nikâh yapması câiz değildir. Yâni; efendisinin huzûruna çıkıp sil baştan tekrar nûr-i zikrullâhı alıp tekrar derslerini okuması derviş için hiçbir şey ifâde etmez. Çünkü bir derviş bîhurûf zikri almasından îtibâren, fanâfillâhı anlamadıysa, zevk edemediyse, bu hâl ile bekâbillâha ulaşsa da sâdece kelâm olarak iki bayrama erişti. Ama erişmiş olduğu iki bayram arasında tekrar efendisinin huzûrunda teveccühe girip, yeniden, ders alması uygun olmaz. Yâni temin de dediğim gibi câiz değildir. Çünkü anlamadan, zevk etmeden bekâbillâha ulaştı. Yâni ikinci bayrama erişti. Geçmiş olsun o dervişe! Neden geçmiş olsun o dervişe diyorum? Çünkü zâhîren herkesin bir hayâtı var, ikinci hayâtı yok bu yalan Dünyâ’da!
 
       Evet, sevgili dervişan, değerli misâfirlerim. Şimdi de başka bir şekilde zevk vermeğe gayret edlim inşaâllâh. Dilimizden konuşan, bizden anlatan Hakk olsun. Âmin. Değerli dostlarım, aklımıza düşmüşken ve zâhîri olarak yaşanmış bir hâdiseyi paylaşmadan edemeyeceğim. Yine rivâyete göre, hazreti Âişe’den nakil onulur ki; Hazreti Âişe (r.a.) şu Hadîs-i Şerîf’i bildirmiştir: “Allâh’ın Resûlü, beni Şevvâl ayında nikâhladı ve Şevvâl ayında, benimle gerdeğe girdi. Resûlullâh’ın kadınlarının hangisi, onun yanında benden daha nasîbli olmuştur?” (Müslîm, 4/142).
 
      Sevgili kardeşlerim, zâhîren verdiğim örnekte de görülüyor ki, zâhîren iki bayram arası nikâh câiz olmadığı hakkındaki iddiâ, hem akla, hem de sünnete aykırı bir sözdür. Akla aykırıdır; çünkü zamanların fazîletçe üstün olanı varsa da, “uğursuz” sayılabilecek kısmı yoktur. Bu iddiâ, sünnete de aykırıdır. Zîrâ Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Âişe’yi iki bayram arası, Şevvâl ayında nikâhlamıştır. Bu nokta dikkate alındığı zaman, Şevvâl ayında nikâh ve düğün müstehap olmaktadır.
      Ey güzel cânlar, ey dervişler. Hadi hep berâber bir ilâhîcik okuyun da bu fakir de biraz soluklanayım. Hacı Bayrâm-ı Velî’nin hani şu güzel ilâhîsi var ya! N’oldu bu gönlüm ilâhîsi, hadi onu okuyun bir zahmet.
 
N’OLDU BU GÖNLÜM
 
N’oldu bu gönlüm n’oldu bu gönlüm,
Derd-ü gâm ile doldu bu gönlüm,
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm,
Yanmada dermân buldu bu gönlüm.
 
Yan ey gönül yan, yan ey gönül yan,
Yanmadan oldu derdine dermân,
Pervâne gibi pervâne gibi,
Şem'ine aşkın yandı bu gönlüm.
 
Gerçi ki yandı gerçeğe yandı,
Rengine aşkın cümle boyandı,
Kendi de buldu kendi de buldu,
Matlâb’ını hoş buldu bu gönlüm.
 
Sevâd-ı â'zâm sevâd-ı â'zâm,
Belki olupdur arş-ı muazzâm,
Matlâb-ı canân matlâb-ı canân,
Olsa acep mi şimdi bu gönlüm.
 
El fakru fahrî el fakru fahrî,
Demedi mi ol âlemler fahrî,
Fahrî’ni fakrin fahrîni fakrin,
Mahv-u fenâda buldu bu gönlüm.
 
Bayrâm'ım imdi Bayrâm'ım imdi,
Bayrâm ederim yâr ile şimdi,
Hamd-ü senâlar hamd-ü senâlar,
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm.
 
      Eyvallâh cânlar, eyvallâh sultânlar eyvallâh. Hepinizin sesine yüreğine sağlık sağ olun çocuklar. Teminde dediğim gibi Kur’ân-ı Kerîm’de iki bayram arası nikâh ve düğün yapılmaz/yapılamaz diye bir kayıt yok. Bunu kim/kimler neden çıkarmışlar? Nedenini kendileri bilir. Lâkin bu fakire göre bu gibi asılsız hükümleri yapanlara, tâbiri câizse, kalplerinde hastalık olan ve inanmadıkları hâlde inandık diyen münafıklardır deriz. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımızda inanmadığı hâlde inanmış görünen kalbi hasta kişileri deşifre eden bir çok âyet görmekteyiz. Şimdi siz değerli cân dostlarıma Kalplerinde hastalık olan ve inanmadıkları hâlde inanmış görünen kişiler hakkında birkaç âyet okumak istiyorum ve daha sonra, sohbetimize kaldığımız yerden devâm edeceğiz inşaâllâh. Bakın kardeşlerim. Allâhü Teâlâ (c.c.) azimüşşân Kur’ân-ı Kerîm’in ikinci sûresi olan Bakara sûresinde bu gibileri şu âyetlerle bildiriyor.
 
      BAKARA SÛRESİ:
 
      2:8 - İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları hâlde, "Allâh'a ve âhiret gününe inandık." derler.
 
2:9 - Allâh'ı ve mümînleri aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.
2:10 - Kalplerinde hastalık vardır. Allâh da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azap vardır.
 
2:11 - Hem onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın." denildiğinde: "Biz ancak ıslah edicileriz." derler.
 
2:12 - İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.
 
2:13 - Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.
 
2:14 - Onlar îmân edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: "Biz, sizinle beraberiz, biz sâdece (onlarla) alay ediyoruz." derler.
 
2:15 - (Asıl) Allâh onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.
 
2:16 - İşte onlar o kimselerdir ki, hidâyet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticâretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.
 
2:17 - Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allâh onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler.
 
2:18 - (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (Hakk’a) dönmezler.
 
2:19 - Yâhut (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hali) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allâh, inkârcıları tamamen kuşatmıştır.
 
2:20 - O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattı mı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allâh dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allâh her şeye kâdirdir.
 
2:27 - Onlar ki, söz verip antlaştıktan sonra Allâh'a verdikleri sözü bozarlar. Allâh'ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.
 
2:204 - İnsanlardan kimi de vardır ki, dünyâ hayâtı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allâh'ı şâhid tutar. Hâlbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır.
 
2:206 - Ona: "Allâh'dan kork!" dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevk- eder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktır!
 
      Evet, kardeşlerim. Temin de dediğimiz gibi, Kalplerinde hastalık bulunan ve inanmadığı hâlde inandık diyen bu münâfıkların uydurmalarından başka hiçbir şey değildir bu türlü iddiâlar. Okumuş olduğumuz âyetlerde de görüldüğü üzere kalbi hasta olan îmânsızların uydurmalarından başka bir şey ifâde etmiyor bu iddiâ! Ve Allâhü Teâlâ’da bu tür kişi/kişileri okuduğumuz bu âyetlerle ne de güzel deşifre ediyor değil mi? Evet canlar, evet sevgili kardeşlerim. Âyetleri okumadan evvel, en son ne demiştik? Bir daha hatırlamak bâbında tekrar söyleyeyim en son konuşmamızı ve buna göre devam edelim zevk etmeğe inşallah. En son şöyle demiştik!
 
      (Konumuz hakkında şimdi de birkaç şekilde daha zevk vermeğe gayret edelim. Başka bir zevk ile de şöyle diyelim. Yukarıda ki vermiş olduğumuz ilk zevkimizde de demiş olduğum gibi; iki bayram arasından kasıt, Efendimizin huzûrunda ilk teveccühe girdiğimizde bîhurûf zikri (nûr-i zikrullâh’ı) aldıktan sonra, kırk gün bu zikrimizi yaparak geçirmiş, lâkin bir şey anlamamıştık. Neden anlamamıştık bu yaptığımız bîhurûf zikri? Çünkü istikâmet gösterilmemişti. Yâni, bîhurûf zikirden sonra verilen tevhîd’in ilk dersi olan sabah namazı dersimizi almamıştık. Ne zaman ki, ilk dersimiz olan sabah namazı dersimizi aldık işte o zaman, tevhîdin iki kısmından biri olan “Fenâfiilâh”a adım atıp, öğlen ve ikindi namazları derslerimizi de aldıktan (okuduktan) îtibâren, iki bayram arası denilen “Akşam namazı” dersine geldiğimizde, iki bayramın birincisi olan, “Ramazan” Bayramı’na erişmiş oluruz. Bekâ mâkâmlarının ikinci kısmı olan namazlarda da ikinci bayram olan “Kurban” bayramına erişmiş oluruz. Yâni; “Fenâfillâh” ve “Bekâbillah” iki bayramdır İlm-i Tevhîd’te! Lâkin az evvelce de dediğim gibi fenâfillâhın sonunda ulaşmış olduğumuz ikindi namazının sonunda gelen “Akşam namazı” dersi, iki bayram arasını temsil eder! Bizlerin burada anlamamız gereken tek şey şudur! Bir derviş, Efendisi’nin huzûrunda ilk teveccühe girdiği andan îtibâren fenâfillâh mâkâmına kadar derslerini anladı, anladı. Anlamadıysa, iki bayram arası diye nitelendirdiğimiz “Akşam namazında” bir daha dînî nikâh yapması câiz değildir. Yâni; efendisinin huzûruna çıkıp sil baştan tekrar nûr-i zikrullâhı alıp tekrar derslerini okuması derviş için hiçbir şey ifâde etmez. Çünkü bir derviş bîhurûf zikri almasından îtibâren, fanâfillâhı anlamadıysa, zevk edemediyse, bu hâl ile bekâbillâha ulaşsa da sâdece kelâm olarak iki bayrama erişti. Ama erişmiş olduğu iki bayram arasında tekrar efendisinin huzûrunda teveccühe girip, yeniden, ders alması uygun olmaz. Yâni temin de dediğim gibi câiz değildir. Çünkü anlamadan, zevk etmeden bekâbillâha ulaştı. Yâni ikinci bayrama erişti. Geçmiş olsun o dervişe! Neden geçmiş olsun o dervişe diyorum? Çünkü zâhîren herkesin bir hayâtı var, ikinci hayâtı yok bu yalan Dünyâ’da!) Demiştik hatırlarsanız.
 
      Kardeşlerim, sohbetimizin başlarında Hacı Bayrâm-ı Velî hazretlerinden bir ilâhi okumuştunuz ya! İşte, okumuş olduğunuz ilâhi’nin son dörtlüğünden ne diyor hazret bize?
 
Bayrâm'ım imdi Bayrâm'ım imdi,
Bayrâm ederim yâr ile şimdi,
Hamd-ü senâlar hamd-ü senâlar,
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm.
 
      Yâni, bu son beyitten anlamamız gereken şu olmalı. “Bayrâm’ım imdi, Bayrâm’ım imdi, Bayrâm ederim yâr ile şimdi”. Demek ki buradan şunu anlamamız gerekli. Hacı Bayrâm-ı Velî hazretleri (akşam namazına) geldiği vakit, fenâfillâhda yâni ilk bayramda Hakk ile nikâh akdini yapmış olarak anlayacağız. İkinci bayramdan kasıt ne demiştik! Bekâ’nın sonunda ulaştığımız ikinci bayram olan (yatsı namazına) eriştiğimizde de ikinci bayrama erişmiş olduk. Şimdi, iki bayram ve bir nikâhla bir düğün dediğimiz yerde artık nikâh geçersizdir. “Ha” sadece ne olur? Bir derviş fenâfillâh ve bekâbillâh olup da sohbetlerden uzak kalma suretiyle aldığı derslerin “râbıtalarını” unutup, efendisinden râbıtaları tekrar telkin alabilir buna sözümüz yok. Ama sil baştan tekrar efendisine gidip de, efendim ben sizinle tekrar nikâhlanmak (ders almak) istiyorunm der ise, bu olmaz kardeşim. Çünkü sen efendine ilk olarak gittiğinde ve teveccühe alındığında zâten nikâh akdini gerçekleştirmiş oldun. Aklımıza düşmüşken bir de şöyle söyleyelim, şöyle zevk verelim. Dediğimiz gibi sen bir efendiye tâbi oldun, efendinden fenâ ve bekâyı hatmeyledin ama, uzunca bir süre sohbetlerine katılmadığın için başlarsın efendini yetersiz görmeye, kendince yargılamaya ve gidersin bir başka efendiye, ben sana bağlanmak, “bende” olmak istiyorum deyip gittiğin efendiye, sana intisap etmek için geldim, beni nikâhına alır mısın dersin. Ve gittiğin o efendi sana haklı olarak sorar! Bana geldin, benimle nikâhlanmak (bende olmak) istiyorsun lâkin sen boş musun, bir başka efendiye bağlı mısın? diye sorar. Sorar mı sorar. Ne cevap vereceksin? Efendim ben eski efendimle nikâhlıyım lâkin onu yetersiz buluyorum bu yüzden size geldim, size intisap etmek istiyorum mu diyeceksin “A” benim aklı evvel derviş kardeşim? Diyelim ki böyle söyledin! Adama derler ki defol git, yıkıl karşımdan bre (Münâfık) ben boşanmamış, evli birisiyle nikâh kıyamam hadi topla tasını tarağını da git geldiğin yere bağlan efendine derse hâlin nice olur bir düşün deriz.
 
      Bakın dostlarım, bakın değerli kardeşlerim. Aklıma düşmüşken bir de şunu söylemeden edemeyeceğim. İki Bayram arası nikâh ve düğün deyince bir de şöyle zevk edip yorumlayalım. Şimdi de Efendilerin birisine bir bayram, öbür efendiye de bir bayram yerine koyarak böyle zevk edelim. Sen zâten ilk bayramını birinci efendiyle yapmış oldun. Burada ilk bayramı (iki bayram) olarak düşünerek böyle söylüyorum. Sen ilk efendinle iki bayram arası nikâh akdini gerçekleştirmişken, ikinci bir efendi ile nikâh akdi yapamazsın. Çünkü sen iki bayram (iki efendi) arasında kalırsın da hangisine (bende) olursun? Olmaz kardeşim olmaz, aklını başına devşir de iki bayramı bir efendi de gör ve iki bayram (iki efendi) ile nikâh akdi yapamayacağını ve bunun dînen aykırı olduğunu o kalın kafana sok!. Kusura bakma kardeşim ama ben bunun adına (zînâ) derim. Senden doğacak çocuk (ilim) zinâ çocuğu olur. Hepimiz biliyoruz ki bir ananın çocuğu/çocukları bir babadan olur iki babadan olmaz! Böyle zevk vermekte de bir sakınca yoktur deriz. Yine aklımıza düşmüşken bir başka türlü zevk verelim inşaâllâh. Teminden beri dediğimiz gibi, efendimizle ilk biatlaşmamızdan sonra (akşam namazında) Hakk ile bayram, yatsı namazında da halk ile bayram ederiz ve halk ile ettiğimiz bayramda (yatsı namazında) bizlere dil verildiği için, yâni efendimizden aldığımız ilmi, isteklilerine anlatmak, onları da bu ilme dâvet etmek ve isteyeni bu ilme (ilm-i ledüne) kazandırmak amacı ile ve hiç bir maddî çıkar gözetmeden, okumuş olduğumuz ilme kazandırmak için onlarla sohbet etmemiz ise ikinci bayram olarak zevk edebiliriz. Bizlerin ikinci bayramımız asıl Selât-ı Vitir dedir. Neden böyle? Çünkü bir derviş selât-ı vitirde nikahlanmış olduğu efendisinden mânevî çocuğunu doğurmuş yâni namazları hatmetmiş olduğundan, artık kendisine gerekli olduğu durumda görev verilmiş olmasını ve artık kendisinin de irşâd ile görevlendirilmesinden ötürü asıl bayrama erişmiş olduğunu anlaması olarak da zevk edebiliriz. Neden böyle diyor, böyle hüküm veriyorum? Çünkü daha fenâfillâhda iken yâni ilk bayramda efendisi dervişini doğurur, ikinci bayramda ise derviş efendisini doğurur. Bu nasıl olur? Yâni, derviş efendisinden tahsil ettiği (okuduğu) ilmi ile, efendisinin hâline bürünerek, efendisinden almış olduğu ilmî tâlim ve terbiyesi ile efendisini doğurmuş olur ve bu da derviş için bayramdır deriz. Kardeşlerim, canlarım bir zamanlar efendi babamız için bir ilâhi yazmıştım. Efendi babamıza yazmış olduğum ilâhimizi izninizle şimdi okumak istiyorum. Bu ilâhimizde Efendi babamızla aramda geçenleri anlatıyorum aslında. Bakalım ne demişiz ilâhîmizde.
 
HACIOĞLU
 
Sen bostanımsın bağımsın,
Meyve dolu ağacımsın,
Beni doyuran aşımsın,
Cân suyumsun Hacıoğlu.
 
Şarâb'ından sundun bana,
Nûrundan nûr kattın bana,
Kararmış olan dünyâma,
Işık oldun Hacıoğlu.
 
Gönül tarlam kupkuruyken,
Bir damla suya muhtaçken,
Yağmur oldun yağdın gökten,
Rahmetimsin Hacıoğlu.
 
Beni doğuran anamsın,
Bakıp büyüten babamsın,
Sen bahr-i hakâyık'ımsın,
Ummân'ımsın Hacıoğlu.
 
Sen olmasaydın olmazdım,
Doğurmasaydın doğmazdım,
Doyurmasaydın doymazdım,
Rezzak'ımsın Hacıoğlu.
 
Senden aldım ilhâmımı,
Senden aldım irfânımı,
Kapkaranlık cihânımı,
Aydınlattın Hacıoğlu.
 
Sensin "Yahyâ"ya cân veren,
Öldürüp tekrar dirilten,
Hem Kemâl'e eriştiren,
Sultân'ımsın Hacıoğlu.
 
       Evet, sevgili canlar. Nâçizâne ilâhîmizde de söylediğimiz gibi, efendim ile aramızda olan ilmî münâsebetlerin başında ve sonunda yâni iki bayram arası nikâh ve düğün olarak tâbir ettiğimiz olayı anlatmağa gayret ettik bu nâçizâne ilâhîmizde. Bir de şöyle düşünelim! Şeriât bir bayram, hakikat bir bayram. Şeriat ilmi ile hakikat ilmi arasında bir de tarîkat ilmi vardır zâhiren. Yâni tarikat ilmi iki bayram arasıdır bizler için. Böyle düşünüp bir de bu pencereden zevk edelim inşaâllâh. Şimdi iki bayram arası olarak nitelendirdiğimiz tarikat ilminde nikâh olmaz mı olur tabiî ki, neden olur diyorum! Çünkü bizler hakikat ilmini buluncaya kadar, belki de bir çoğumuz tarîkatleri dolaşmış ve yine belki de bir çoğumuz o tarîkatlerden hakikat ilminin adresine ulaşmış ve hakikat ilmine dâhil olmuşuzdur. Bu nedenledir ki eski velîlerin çok güzel bir tâbiri vardır! (Şeriat, tarikat, hakîkat) bunlar olmadan mârifet (bayram)'e erişilmez. Buradaki asıl bayrama (mârifet) ilmine dâhil olmakla erişilmiş olur, hakîkatte iki bayram arasında nikâh olmayacağını, zâten bayrama ulaştığımızda anlamış oluruz. Değerli dervişan, kıymetli gönül dostlarım, sevgili misâfirlerimiz. Sohbetimizin başında da söylediğimiz, anlattığımız gibi, zâhiri iki bayram arasında nikâh da olur, düğünde… bu yüzden canınızı sıkmayın, üzülmeyin. Çünkü, zâhirde iki bayram arası nikâh olabileceğini Hz. Peygamberimizin hayatında yaşadığı durumu bir hadîs-i şerifle ve Kur’ân’da da yeri olmadığını görmüş olduk. Her kim ki iki bayram arasında nkâh ve düğün olmaz derse, onlardan bu söylevlerinin doğruluğunu ispatlayacak bir kur’ân ayeti göstermelerini isteyelim. Lâkin, mânâda ki  iki bayram arasında olan nikâh ve düğünün olmayacağını da bilelim ve efendilerimize verdiğimiz sözümüzde sadık kalmaya gayret edelim inşaâllâh. Şunuda unutmayınki verdiğimiz ahidlerimizden dönmemeye gayret edelim, dünyâ hayâtına, şehvetine kapılıp, yalancıların uydurmalarına kulak asmayalım. Hangi konuda olursa olsun, din adına verilmiş bir hükümle karşılaştığımızda hemen Kur’ân’a gidelim, kur’ân’a danışalım çünkü hükümlerin en doğrusunu Allâh verir. Bu yüzdendirki, bizleri aldatmaya çabalayan şeytana/şeytanlara aldanmayalım, buna müsaâde etmeyelim. Bakınız, Allâhü Teâlâ (c.c.) azimüşşân Fatır sûresinin Beşinci âyetinde bizleri şöyle uyarmaktadır!
 
      35/FATIR-5: Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru). “Yâni” (Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.)
 
      Değerli kardeşlerim, sevgili dostlarım, bacım sultanlarım. Bu değersiz sohbetimizi burada noktalayalım inşaâllah. Zevk edip anlatabildikse, anlayabildikse, şükürler olsun Allâh'a. Evet sevgili kardeşlerim, bilhassa genç kardeşlerim. Eyledi zuhur ilâhisini okuyalım hep berâber, sonra sohbetimizi bitirelim hayırlısıyla inşaâllah. Buyurun okuyun ilâhimizi.
 
   EYLEDİ ZUHUR
 
   Eyledi zuhur Allah Pir Muhammed Nûr,
   Sâyet mest etti efendim misli şemsi Nûr,
   Kim dâhil oldu Allâh ol vâsil oldu,
   Mevlâ'yı buldu efendim misli bedri Nûr.
 
 
   Tâlimi tevhid Allâh çün etti tencit,
   Doldu âşıklar efendim kalpleri tevhit,
   Fârih cihanın Allâh varisidir pîr,
   Gelmemiş misli efendim birdir, birdir, bir Allâh.
 
   Ol sultana kul Allâh olan âşıklar,
   Sâye'yi Pîr'den efendim hürdür, hürdür, hür Allâh.
   Ol seyyidü'l vasf Allâh edemez "Fâik."
   Âciz kemter kul efendim, kuldur, kuldur, kul Allâh.
 
      Sevgili kardeşlerim, bacım sultanlarım, değerli dostlarım, sohbetimize iştirak edip, sohbetimizi varlıklarıyla onurlandıran siz kıymetli misâfirlerim, bu değersiz sohbetimize uzaktan yakından gelip katıldığınız için hepinize ayrı, ayrı teşekkür ederim. Hepiniz çok sağ olunuz. Buyurun duâya. Kulluğumuzun kabûlü için, sohbetimizin devâmı için, Allâh Rızâsı için, El - Fâtihâ. Evet, canlarım, cümlenizi Hakk ile Hakk'a emânet eder, bir sonraki sohbetimizde bir araya gelip cem olmayı, Allâhü Teâlâ'dan Niyâz eder, hepinize saygılar sunarım. Hakk ile Hakk'ta Hakk olarak kalmanız dileğimle şimdilik hoş ve hoşça kalınız. Aşk ile hûû...
 
 
    Fakirullahmelâmî.
    İstanbul.
    01/09/2015/Salı.



1581 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NAMAZ VE ORUÇ SOHBETİ - 29/06/2014
“Geceleri ibâdetle geçirip uyumayan nice kişi var ki, El’de ettiği şey ancak uykusuzluk; nice oruç tutan var ki, El’de ettiği ancak açlık ve susuzluktur.”
KEVSER SÛRESİ SOHBETİ - 14/06/2014
Allahümme Salli alâ Muhammed ve salli alâ Aliyyü'n ve Fâtımâ vel Hasan vel Huseyn. ( Allâh'ın selâmı Muhammed (s.a.v.)'in, Ali'nin, Fâtımâ’nın, Hasan ve Hüseyin’in üzerlerine olsun.) Âmin. Euzubillahimineşşeytaniracimbismillahirrahmanirrahim.
MELÂMÎ MİSİN MELÂNİ Mİ...?! - 22/04/2014
Eşşek , derviş olmaz taş taşımakla tekke'ye. Deve , hacı olmaz gitmek ile Mekke'ye. Derviş Yunus.
ABDESTLİ, SECDELİ, ANGOSTİK ATEİSTLER - 29/11/2013
Allahümme Salli âlâ Muhammed ve salli âlâ Aliyyü'n ve Fâtımâ vel Hasan vel Huseyn. ( Allâh'ın selâmı Muhammed (s.a.v.)'in, Ali'nin, Fâtımânın, Hasan ve Hüseyinin üzerlerine olsun.) Âmin. Euzubillahimineşşeytaniracimbismillahirrahmanirrahim.
MÂİDE SÛRESİ 90 - 91 - 29/10/2013
Allâhümme salli Âlâ Muhammed ve salli Âlâ Aliyyün ve Fatımâ vel Hasan vel Huseyn. Eüzübillahimineşşeytanirracimbismillahirrahmanirrahim.
CUMA SURESİ 9- 10 - 06/12/2012
Hûû... Allâhümme Salli Âlâ Muhammed ve Salli Âlâ Aliyyü'n ve Fâtımâ vel Hasan vel Huseyn. Euzubillahimineşşeytanirracîmbismillâhirrahmanirrahim.
GEL EY KARDEŞ SEN DE GAFLETTEN UYAN - 14/08/2012
Evet sevgili kardeşlerim,çok uzun bir aradan sonra tekrar bir araya geldik,cem olduk. Bizleri bir araya getiren Yüce Allâh'a sonsuz şükür hamd'ü senâlar olsun Amin.
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret314374
Saat
Duyurular
Anket
CAMİLER ALLAH'IN EVİ MİDİR?
Takvim
Namaz Vakitleri
Her güne bir dua

Edep Ya Hû
EDEP YÂ HÛ...
 
Edep ayağa düşmüş de,
Pazar'da satılır olmuş.
Sakız olmuş dillerde,
Bilmeden söylenir olmuş.
 
Bize edepsiz diyenler,
Edebe dâvet edenler,
Edep dersi öğretenler,
Edepsizce söyler olmuş.
 
Edep yâ hû diye diye,
Ortalarda gezenlere
Sordum, edep nedir diye.
Başı önde susar olmuş.
 
Edep yâ hû nedir bilmez,
Özünü tefekkür etmez,
Tahkik ile söyleyemez,
Çün, taklîden söyler olmuş.
 
"Yahya Salih" edep yâ hû,
Edepsizlik etme yâ hû.
Uyan aç gözünü yâ hû,
Nefsin Hakk'a söver olmuş.
 
Fakirullahmelâmî
 
Edep: Güzel ahlak, hayâ.
Pazar: Alışveriş yeri.
Edepsiz: Kötü ahlaklı, hayâsız.
Dâvet: Çağırma, ziyafet, duâ.
Öz: Asıl, kendi, kendisi, iç âlemi.
Tefekkür: Düşünmek, fikri harekete geçirmek.
Tahkik: Doğru olup olmadığını araştırmak, yanlışlığı meydana çıkarmak, icelemek, iç yüz.
Çün: Zirâ, çünki, mâdem ki.
Taklid: Benzetmeye ve benzemeye çalışmak, benzerini yapmak.
Nefs: Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zâtı olan kendisi.
Hakk: Doğru, gerçek.
Hu: "O" Mânâsında gösterme zamiri.
 
Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim. "Insanlar! "Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öye mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.

"Ashabim!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur.

"Ashabim!

"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.

"Ashabim!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Ehl-i Beyt'imdir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir. "Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz. "Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz: Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz. Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hirsizlik yapmayacaksiniiz.. "Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?" Saheb-i Kiram birden söyle dediler: "Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"

 Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu: "Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"!!!